KUVVETLER AYRILIĞI

Geçen gün güzide bir köyümüze parti ziyareti yaptık. Kahvede sohbet ediyoruz köyümüzün güzel insanlarıyla. Yaşı otuz civarlarında olan bir çiftçi kardeşimiz şunu sordu; “yahu nedir bu kuvvetler ayrılığı dedikleri. Hangi kuvvetler, neden ayrılar, özel kuvvetler mi bunlar”. Yönetim kurulumuzdan bir arkadaşımız cevap verecekken bir başka süt üreticisi köylümüz yanıtladı; “hakimleri polislerden ayıracaklarmış”.   Durum vahimdi […]

Yayınlama: 18.01.2017
49.271
A+
A-

Geçen gün güzide bir köyümüze parti ziyareti yaptık. Kahvede sohbet ediyoruz köyümüzün güzel insanlarıyla. Yaşı otuz civarlarında olan bir çiftçi kardeşimiz şunu sordu; “yahu nedir bu kuvvetler ayrılığı dedikleri. Hangi kuvvetler, neden ayrılar, özel kuvvetler mi bunlar”. Yönetim kurulumuzdan bir arkadaşımız cevap verecekken bir başka süt üreticisi köylümüz yanıtladı; “hakimleri polislerden ayıracaklarmış”.

 

Durum vahimdi ve sanırım bu durum tüm yurtta aynıydı. Sordum; “bir devletin kuvvetleri nelerdir” diye. Cevaplar beklediğim gibiydi;

“Ordu, polis, jandarma, sahil güvenlik, bordo bereliler, komando komando, dağ komandosu”.

Bir ülkenin en büyük kuvvetinin milletin egemenliği olduğu gerçeğini bilmeyen bir millete siyaseten yaklaşmaya çalışmaktaydık üç kez iktidar olmuş bir parti il yönetimi olarak. Milletin egemen olduğu güçlü bir devletin de yasama, yürütme ve yargı adı altında üç kuvvetinin bulunduğu gerçeğini sahip olduğu Cumhuriyetin 94.yılında dahi bilemeyen bir seçmen kitlesiyle karşı karşıyaydım. Aslında sandıktan çıkan sonucun sürpriz olmadığı gerçeğinin de kanıtıydı bu durum ama asıl zor olanı burada başarmamız gerekiyordu, anlatmalıydık kuvvetler ayrılığı nedir ve inandırmalıydık geleceklerinin yegane teminatının bu kuvvetler ayrılığı ilkesi olduğuna.

 

Hakim dedik, bir sürü mahkeme anısı dinledik. Bitmeyen davalar, atanan hakimler yüzünden başa dönen davalar, sonuçlandığında her iki tarafı da memnun etmeyen davalar. Savcı dedik yine olmadı. Kapanmayan dosyalar, açılmayan davalar, oluşamayan bilirkişiler, açılıp da kapanamayan davalar. Köylümüzün anı da, mahkeme de bitmiyor. Yasamayı anlatalım dedik, yok gene olmadı, onlar bize anlattı, seçtikleri vekillerin vefasızlığını, Ankara’ya gidenin dönmemesini, seçimden sonra siyaseten köylerine akşam haberlerinden başka bir şeyin uğramamasını anlattılar.

 

Gecenin uzunluğu kuvvetlerin ayrılamaması ile son buldu. Kuvvetlerin ne olduğunu izah edemeden Cumhurbaşkanı’nın “one minute” demesinin ne denli etkin olduğunu gördük. Halbuki aynı Cumhurbaşkanı İngilizce bilmiyordu. 15 Temmuz’un Kurtuluş Savaşı ile eş koşulduğunu gördük ki 15 Temmuz’da sadece bir avuç çapulcu vatan haini vardı sahnede. Gördük ki FETÖ terör örgütü ayrılan kuvvetlerle alt edilemeyecek ve bunun için tek yetkili olan Cumhurbaşkanında tüm kuvvetlerin toplanmasında çözüm ortaya çıkacağına inanan bir seçmen kitlesi var. Gördük ki milletin egemenliği zaten beyinlerde bir tek kişiye terk edilmiş. Gördük ki Turancı Şevket Süreyya Aydemir’in yazdığı üç ciltlik TEK ADAM serisi kitaplıkta kalırken, vatandaşın hafızasında sadece bir tane TEK ADAM var.

 

Bu dakikadan sonra Cumhuriyetin ismen kalacağı, milletin egemenliğinin tamamen yıkılacağı ve TEK ADAM egemenliğine yelken açacağımız o referandum için tüm partilerin kendi fikirleri doğrultusunda çalışmaya başlayacağı kesin. Bu toplumsal bilinçle o referandumdan nasıl bir sonuç çıkacağı da üç aşağı beş yukarı ortada. Yani referandum sonrası SALDIM ÇAYIRA MEVLAM KAYIRA.

 

Yazarın Son Yazıları
19.12.2016
31.12.2016
29.11.2016
09.12.2016
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.