Çanakkale yıllardır doğal güzellikleriyle, kıyıları ve ormanlarıyla çocuklara benzersiz öğrenme fırsatları sunuyor. Seddülbahir’de bir çam ormanında yürüyen çocuk, yalnızca ağaçları görmez; tarihle, doğayla ve kendi iç sesiyle temas kurar. Kordon’da martıları izleyen bir çocuk, yaşamın döngüsünü fark eder. Troya’nın rüzgarında savrulan toprak, ona binlerce yıllık bir kültürün varlığını hissettirir. Bugün, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Çanakkale’nin çevresinde de sessiz ve derin bir tehdit büyüyor: “deforestasyon”, yani ormansızlaşma.
Bu kelime çoğu zaman uzak coğrafyalara aitmiş gibi algılanır. Oysa orman kaybı, yalnızca Amazonlar’da olan bir mesele değildir; her yol çalışmasında, her plansız yapılaşmada, her dikkatsiz müdahalede bizim de toprağımıza hafifçe dokunur. Bu dokunuş, zamanla çocuklarımızın nefes aldığı havayı, oyun oynadığı doğayı, geleceğini etkileyen bir yara haline gelir.
Her gün Çanakkale merkezden Erenköy’e giderken oğlum yanan yerleri inceleyip üzüntüsünü dile getiriyor, ne zaman yeniden yemyeşil olacağını soruyor, ağaçlardan denizin görünmediği yerlerde denizin göründüğünü, piknik yaptığımız yerlerde tek bir ağacın kalmadığını, buralardan kaçan hayvanların şimdi ne yaptıklarını düşünüyor, kendince anlatıyor. İşte bu yazıyı bana yazdıran biraz da bu…
Bugünün çocukları doğaya önce kitaplardan, sonra ekranlardan, en son da doğanın kendisinden öğreniyor. Oysa öğrenme, en güçlü etkisini dokunarak, duyarak, koklayarak yani deneyimleyerek bırakır. Bir çocuğun çam kokusunu bilmeden çevre bilinci geliştirmesi, suyun kıymetini anlaması ya da toprağı sevmesi beklenemez. Bu nedenle ormanın kaybı yalnızca ekolojik bir sorun değil, aynı zamanda derin bir eğitim kaybıdır.
Eğitim, sınıf duvarlarının çok ötesinde bir süreçtir. Sürdürülebilirlik, sorumluluk, ekolojik farkındalık gibi kavramlar çocuklarda ancak yaşayarak, görerek, karşılaştırarak oluşur. Bu nedenle her kesimin omuz omuza vermesi gerekiyor: Öğretmenlerin, velilerin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun… Çünkü orman kaybının bedelini en çok ödeyenler, bugün henüz tehlikeyi tanımlayamayan ama gelecekte sonuçlarını yaşayacak olan çocuklarımızdır. Çocukları doğadan uzaklaştırmak, aslında onları hayattan uzaklaştırmaktır. Onları ormanla, denizle, toprakla, ağaç gölgeleriyle buluşturmak ise hem akademik hem duygusal hem de ahlaki gelişimlerine yapılabilecek en büyük yatırımdır.
Bugünün çocukları iki dünyanın arasında büyüyor: Biri ekranların ışığıyla parlayan, sınırsız bilgi sunan dijital dünya; diğeri toprağın, suyun, ağacın sesiyle yaşam bulan doğal dünya. Ne yazık ki ikinci dünya giderek sessizleşiyor. Çünkü deforestasyon, yani ormansızlaşma, artık yalnızca uzak ülkelerin değil, her gün içinde yaşadığımız şehirlerin de gerçeği. Çanakkale gibi doğasıyla anılan bir şehirde bile ormanların yerini betonun, yolların, maden sahalarının yavaş yavaş aldığına tanıklık ediyoruz. Bu değişim yalnızca ekolojik bir kayıp değil; aynı zamanda çocukların gelişiminde geri döndürülemez sonuçlar doğuruyor.
Deforestasyon, çocukların sadece fiziksel oyun alanlarını değil; hayal gücünü, bilimsel merakını, ruh sağlığını, hatta değerler sistemini bile etkiliyor. Çünkü çocuk için doğa bir öğretmendir: Sabır, farkındalık, ekolojik denge, keşif, sorumluluk, yaratıcılık…
Bunların hepsi bir ağacın gövdesinden, bir derenin akışından, bir yaprağın sesinden öğrenilir.
“Deforestasyon” Sadece Ağaç Kaybı Değildir
Bu kavramı yalnızca bir çevre terimi olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Ormansızlaşma; iklim krizini, su kaynaklarının tükenmesini, biyolojik çeşitliliğin azalmasını ve şehirlerde hava kirliliğinin artmasını tetikler. Ancak eğitim açısından daha derin bir etkisi vardır: Doğasını kaybeden şehir, çocuğun öğrenme ortamını da kaybeder. Çocuklara geri dönüşüm öğretiyoruz, suyu tasarruflu kullanmayı söylüyoruz, çevre sevgisinden bahsediyoruz. Fakat tüm bunları yaparken arka planda bir şey sessizce azalmaya devam ediyor: Onlara gösterebileceğimiz gerçek “doğa örnekleri”. Eğer ormanları kaybetmeye devam edersek, çocuklara anlatacağımız çevre bilinci soyut bir kavrama dönüşecek. Bu ise en korkunç silinmedir: Bir kavramın anlamının yavaşça yok olması.
Teknoloji Çözüm Müdür? Tehdit Mi? Yoksa Köprü Mü?
Dijital çağın çocukları doğadan uzaklaşıyor diye teknolojiyi suçlamak kolay bir yol.
Ama doğru yaklaşım bu değil. Teknoloji, doğayı tanımanın da bir aracıdır:
Uydu görüntüleriyle orman kayıplarını izlemek, artırılmış gerçeklikle bir ağacın iç yapısını görmek, çevre oyunlarıyla ekosistem döngüsünü anlamak, sensörlerle fidan büyümesini takip etmek… Ancak bunların hiçbiri gerçek bir doğa deneyiminin yerini tutmaz. Teknoloji ancak doğaya açılan bir kapı olduğunda anlam kazanır.
Son Söz:
Ormansızlaşmanın gerçek bedeli ağaçlarda değil; çocukların dünyayı anlama biçiminde, merakında, hayallerindedir. Teknoloji gelişsin, şehirler büyüsün… Ama bunların hiçbiri doğanın pahasına olmamalı…
Ebru MUTLU ÖZDAMAR
Okul Öncesi Eğitimcisi